Bakın, bu adam bir Tutunamayan değildi. Tutunamayan olmak da zaten öyle "aman ne kadar bohemim, vay uzayda bir toz zerreciğiyim niye yaşıyorum ki" değildi. O çok çok farklı bir şeyden bahsediyor. Sizin, doksan sonrası sudan çıkmış balıklığınızla çok farklı bir yerde duruyor adam. Emre Aydın fanlarına duyrulur.
tarzı olan bir yazar. umurdışısal : biraz unutulan, kısmen tutunamayan bir yazar.
bu dünyadan olmayıp bu dünyayı tarif edebilen cinlerden en tutunamayanı...bir adım geriye çekilerek bakmak lazım içinde debelendiğimiz çamura...
yazdığı her şeyi hemen okuma isteği uyandırıyor ediniyorsun okuyorsun ruhunu bölüyorsun sonra neden bu kadar az kitabı var diye kendini yiyorsun sonra tekrar kutsal kitap tutunamayanlara dönüyorsun orda kalıyorsun.. o bitmez yine yine yine hergün okunur...
oguz atay işte. .
şimdi sayın okur,önce eline digital bi kamera alıyosun böle bilmemkacXbilmemkac cinsinden,hani görüntü kalitesi iyi,sonra cıkıyosun sokağa 1 olmadı 3 en olmadı 4 en fazla 6 bi ben koyayım 7 tane oyuncu buluyosun,biraz mekan,biraz hede höde,falan filan sonra yapıysoun ozğuz atay hikayesinden bi film (sen sec gayrı hangisinden) montajla onu,sonra ver bi yarışmaya,kapıyosun ödülleri sanatcı oluysoun,yahu ne kolay dimi.
sevin olmasa biraz zor yazardı ama neyse...
korkuyu beklerken de ki bütün hikayeler harikuladedir zaten..
korkuyu beklerken de şöyle der üstad "Sanki, kime yazıldığı bile belli olmayan bu mektubu almadan önce yaşamamıştım, şimdi zaten yaşamıyordum. Bütün hafızamı, hayal gücümü zorluyordum; geçmişe ait bir şeyler hatırlamak, bir şeyler görmek istiyordum. Olmuyordu. Aslında düşününce, canım şu zamanda şöyle olmuştu, annemin yüzü beyazdı ve yatay çizgiliydi, okula başladığım gün ne kadar korkmuştum diyebiliyordum. Fakat, mesele bu değildi; mesele, bir şeyleri, sıcak bir çorbanın kokusunu duyar gibi hissedebilmekti. Bense bunu hiç becerememiştim. Ne tabiatı, ne insanları, ne de olup bitenleri hiç sevmemiştim; kendimi bile, kendi yaptıklarımı bile"
edirnekapı şehitliğinde annesinin üstüne gömülüdür.
tutunamayanlar...ben...
oĞUz yaaa :) yok ötesii..
...''Salim okul çantasından bir dergi çıkardı. Hikmet : Nedir o dergi?, diye sordu.
- Hayvanlar Dünyası.
- Demek onlar başka dünyada yaşıyorlar......
çok komiksin Hikmet amca. komik Hikmet amca, Hikmet amca komik............
bırak o dergiyi. Hem adı da yanlış: Hayvanlar Krallığı demeliydi. biz onlardan daha ileriyiz. biz, cumhuriyetiz.
- İngiltere cumhuriyet değil ama. onlar krallık.
- hayır, tam değil.
- peki, ne onlar?
- meşrutiyet. üç çeşit idare var, biliyorsun: mutlakiyet, meşrutiyet, cumhuriyet. biz en ilerdeyiz : cumhuriyet. İngilizler daha ikinci bölümde. başlarında kral var. ''....
(Tehlikeli Oyunlar )
atay sanırım en çok demiryolu hikayecilerinde sancıdı.
ironinin aslında öle yüzeysel bi hal olmadığını daha derinlemesine yapılması gerektğini anlatan ,derin ironi betimlemeleriyle kücük burjuvanın entelellektüel duruşunu özellikle korkuyu beklerken öyküsünde nasıl derler ;köpeğin götüne sokmuştur
ironide odur ki; ey sevgili okur ben burdayım,sen nerdesin?
Korkuyu Beklerken i okuduktan sonra artık hiçbirşey eskisi gibi olmayacak dediğim. Büyük adam. Futbol terimiyle İNCECİ....
edebiyat peygamberi.
Günlüğünü de okuyunuz.
evet ben de tehlikeli oyunları daha çok severim ama edebi olarak tutunamayanlar çok daha iyidir.bir de yusuf atılgan'ın karakterleri daha çok asosyalliği seçmiştir , bu onların tercihidir , tutunmak gibi bir dertleri yoktur ama oğuz atay'ın karakterlerinde tam tersi bir durum, tutunma çabası vardır.Aylak adamla Selim Işık ya da bir Hikmet Benol birbirlerlerinden çok farklıdır.Üslup farkını konuşmaya gerek yok zaten.
tutunacak uzuvu olmamaktan aslında bu sallantılı durum